2008-03-27 11:56:04 - Hükümetin bugüne kadar olan icraatlarını başarılı bulan Akbank Murahhas Üyesi Suzan Sabancı Dinçer, bankacılık sektöründe rekabetin artmasını bekliyor. Dinçer ayrıca, ellerindeki vadesi dolacak tahvillerden gelecek 2 milyar doların, kendilerine rekabet avantajı sağlayacağı görüşünde.
Dinçer, Wall Street Journal'a verdiği röportajda, Türk bankaları ve Türk finansal sisteminin genelde subprime riskler taşıyan yatırımların etkilerine maruz olmadığını belirterek, ancak bu durumun ekonominin zarar görmeyeceği anlamına gelmediğinin altını çizdi.
Küresel bir çalkantı yaşanırsa, Türkiye'nin de bundan etkileneceğini ifade eden Dinçer, doğrudan yabancı yatırımların azalabileceğini ve finansmanın zorlaşacağını kaydetti.
Türkiye ekonomisinin 2001 krizinden beri her yıl ortalama yüzde 7,5 oranında büyüdüğünü hatırlatan Dinçer, küresel perspektifte, Türkiye'nin stratejik önemini sürdürdüğünü, bankacılık, sigortacılık, telekomünikasyon ve lojistik gibi bazı sektörler için cazip olmaya devam edeceğini aktardı.
Dinçer, "Avrupa ve ABD tedbirli olmak gereğini hissedebilirler; ancak Türkiye ile yakından ilgilenen Körfez ülkelerinde ve Asya'da çok miktarda likidite var. Esas zorluk, daha çok istihdam yaratacak sıfırdan yeni yatırımları çekmekte" şeklinde konuştu.
Hükümetin mali disiplinden ödün vermemesinin büyük önem taşıdığını, bu küresel dalgalanmanın en az zararla atlatılması için herkesin görevini layıkıyla yapması gerektiğinin altını çizen Dinçer, "Sizce Hükümet bu zorluğun üstesinden gelecek güçte mi" şeklindeki soruyu ise şöyle yanıtladı:
"Hükümet bugüne kadar başarılıydı. Ancak bazı reformlar, özellikle Türkiye'nin Avrupa Birliğine uyumunu sağlayacak olanlar çok daha hızlı ve önce yapılmalıydı. Geçen yılın Temmuz ayında yapılan seçimlerden sonraki beklenti buydu. Bana sorarsanız öncelikle yapılması gerekenler şunlar: İlk olarak kayıt dışı ekonomi sorununu çözmemiz lazım. Bu, yabancı yatırımcılar için olduğu kadar yerli yatırımcılar için de gereken daha iyi iş ortamını sağlayacaktır. İkinci olarak; sosyal güvenlik reformu derhal yapılmalı, emeklilik sistemi daha sağlam bir zemine oturtulmalıdır. Son olarak da, eğitim sisteminde yapılacak reformların gerekliliğine inanıyorum. Genç ve dinamik bir nüfusa sahibiz. Düzgün bir eğitim sistemi ile insan sermayemizi yalnızca kendi ülkemiz için değil Avrupa için de kullanabiliriz. Bu bir kazan-kazan vakası. Hem Türkiye, hem de Avrupa için iyi."
4-5 ay içinde 2 milyar dolar 'likit'
Suzan Sabancı Dinçer, Akbank'ın uluslararası gelişmelere verdiği tepkiye ilişkin bir soru üzerine ise, bilançolarının, çok likit olduklarını gösterdiğini, dış kaynaklı borçların yükümlülüklerinin yalnızca yüzde 20'sini oluşturduğunu bildirdi.
Aktiflerinin takriben yüzde 60'ının mevduatlarıyla, yüzde 15'inin ise sermayeleriyle karşılandığını belirten Dinçer, "Önümüzdeki 4-5 ay içinde vadesi dolacak olan devlet tahvillerinden elimize 2 milyar dolar geçecek. Bu durum bize büyük bir destek ve rekabet üstünlüğü sağlıyor. Yani işin püf noktası yüksek likidite" dedi.
Bu durumun kendilerine çok seçici olma imkanı verdiğini, Türkiye ekonomisinde hala yüksek büyüme gösteren sektörler olduğunu ifade eden Dinçer, "Dolayısıyla elimizdeki likidite ile doğru müşterileri yakalayabiliriz. Kredi müşterileri portföyümüzü de genişletecek ve KOBİ'lere kredi vereceğiz. Bu pazar hızla büyümekte ve de karlılık oranı yüksek. Türk Lirası ile çalışacağımız için burada sorunlarla karşılaşacağımızı da düşünmüyoruz" şeklinde konuştu.
Yabancı şirketlerin Türkiye'de şirket veya hisse almaya ilgi duyup duymadıklarına ilişkin bir soru üzerine Dinçer, yabancı bankaların Türkiye'ye gelmekle doğru karar verdiklerini söyledi.
Türk bankacılık ortamında yaşanan rekabetin giderek artacağını, bu yıl olmasa bile, önümüzdeki beş yıl içinde bir konsolidasyon dönemi yaşanacağını dile getiren Dinçer, 2001 yılında Türkiye'de 81 banka bulunduğunu, şimdi ise 46 banka olduğunu, bunlardan sekizinin tüm mevcut varlıkların yüzde 80'ini kontrol ettiğini belirtti.
Citi ile ortaklık 'faydalı'
Suzan Sabancı Dinçer, "Akbank her zaman organik olarak büyümeyi yeğlemiş olmakla birlikte, önümüze uygun bir fırsat çıkarsa satın alma yoluyla kitlesel perakende portföyümüzü ve tüketici portföyümüzü genişletmeyi de neden düşünmeyelim" dedi.
Dinçer, Citigoup'a ilişkin bir soruyu da şöyle yanıtladı:
"Citi namına konuşamam. Ancak görülen odur ki, perakende pazarda küçük bir pazar payıyla var olmaktansa, ürüne ve bölgeye bağlı olarak yüzde 15'e kadar yükselen bir pazar payına sahip bir bankanın hissedarı olmayı yeğlediler. Citigroup'un Üst Yöneticisi (CEO) Vikram Pandit geçen ay buradaydı. Akbank'ı bankasının ana stratejik işi olarak tanımladı. Ortaklığımız kurulduğundan beri geçen bir yıllık sürede birçok ortak menfaatimiz olduğunu gördük. Amerika'daki subprime mortgage pazarında yaşanan olumsuzluklar, Citi'nin uluslararası tüketici bankacılığında olağanüstü başarılı olduğu ve bu uzmanlıktan birlikte yararlanmakta olduğumuz gerçeğini örtmemeli. Kredi portföyleri Türkiye'de hızlı büyümekte. Ama büyümenin yeni riskler getirmemesi çok önemli. Citi'nin kredi işlem sistemindeki deneyimi bizim için çok faydalı oldu. Bu arada, birbirimizin ürünlerini Türkiye'de ve yurt dışında pazarlayabiliyor, Türk fonlarından ve Türkiye'deki gayrimenkullerden, uluslararası pazarda giderek daha çok ilgi çeken yeni ürünler geliştiriyoruz."