2007-11-13 21:31:42 - Türkiye’yi baklava desenli shetland kazak ve trikolarla tanıştıran firma olarak bilinen Arslanlı Triko, 45 yıl önce el tezgahlarında başladığı üretimini bugün yılda 1.5 milyon adede taşıdı. Arslanlı’nın yeni hedefi kendi koleksiyonunu oluşturup perakende mağazalarıyla büyümek...
Murat Kaynar, Sultanhamam’da yetişen ve 45 yıldır piyasada olan tecrübeli bir iş adamı. Türkiye’yi baklava desenli triko ve shetland kazaklarla tanıştıran adam olarak biliniyor. Başlangıçta İstanbul’da Gürün Han’da el tezgahlarında başlayan triko üretimi şimdi Topkapı ve Beylikdüzü’ndeki fabrikalarda otomasyonla yılda 1.5 milyon adetlere çıkmış. Dünya’nın en önemli markalarına fason triko üretimiyle beraber kendi markaları Arslanlı’yı Avrupa’da birçok ülkeye ihraç eder noktaya gelmişler. Bu yıl sonu da 50 milyon YTL ciro bekliyorlar.
Markayla birlikte koleksiyon da şart
Kaynar’a şirketin başarı öyküsüne geçmeden önce 45 yılın bir çırpıda özetini soruyorum. O da bana “Mutluluk arıyorsanız iyi bir iş ve eş şart. Para kazanmak istiyorsanız tasarım ve markanızın olması mutlak lazım” diyerek formülü veriyor. “Peki o zaman sizin markanız var. Kazanıyorsunuz” dediğimde ise bana globalleşen dünya şartlarında değişen yeni reçeteyi söylüyor: “Evet biz kazanıyoruz çünkü Arslanlı iyi bir ürün markası. Ama artık Türkiye’de cadde mağazacılığı dönemi bitti. Şimdi alışveriş merkezleri moda. Oraya girmek de ürünle değil, koleksiyon yorumlamakla oluyor. Türk tekstilcisi bugüne kadar iyi ürün yapmayı başarmıştır. Şimdi sıra koleksiyon yapıp bunu yorumlamakta. Bu anlamda biz de Arslanlı olarak tepeden tırnağa koleksiyonumuzu yapıp iyi yorumlamak istiyoruz.”
Arslanlı’nın sahibi Murat Kaynar, 1962 yılından bugünlere geliş hikayesini şöyle özetliyor: “Biz Diyarbakırlı tüccar bir aileden geliyoruz. Babamız manifaturacılıkla başlamış. 1957’de Diyarbakır’dan İstanbul’a gelmiş. Ağabeyim 1962’de şirketi kurmuş. Kurarken de marka olarak eşinin burcu olan Aslan’ı ‘lı’ ekleyerek şirketin ismi yapmış.”
Gürün Han’da başladık
Kaynar, bu aşamadan sonrasını şu şekilde anlatıyor: “Önce Gürün Han’da el tezgahlarında işe başladık. Sonra manifaturacılar çarşısına geçtik. O yıllar trikotaj makineleri el tezgahlarındaydı. Daha sonra otomatik ve elektronik makinelere geçtik. 1968 yılında da ilk ciddi triko makinemizi Almanya’dan ithal ettik.” Murat Kaynar, Arslanlı’nın zihinlere yerleşmesini de şöyle anlatıyor: “Baklava kazaklar ve shetland kazaklarla herkes bizi tanıdı. Özellikle baklava kazağın ilk imalatçısı Türkiye’de biziz. 1985’li yıllarda. Biz teknolojiyi çok iyi takip ettiğimiz için o seneler böyle bir makine yapıldığını gördük yurt dışında. Hemen Türkiye’ye getirdik. Baklavanın özdeşleştiği ham madde de shetland ipliğidir. Türkiye’de ilk defa shetland baklavalı kazak dediğimiz zaman bunu getiren firma Arslanlı’dır.
Klasikleşen bir moda haline geldik
Bugün Türkiye’de bu klasikleşmiş bir moda halini almıştır. 1984’lü yıllarda baklavanın kâşifi olduktan sonra çok büyük taleplerle karşılaştık. Tezgah altından dahi satıyorlardı. Öyle espriler duyuyorduk ki; bu baklavalı kazakları esnaf günübirlik İstanbul’a gelip bizden alıp tekrar memleketlerinde satıyorlarmış. Yakın illerden geliyorlardı.” Arslanlı’nın Türkiye’de çıkışı 1980’li yıllarda olmuş. Murat Kaynar,
o yıllarda 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Rusya ile barter anlaşması yaparak Türk sanayicilerinin önünü açtığını söylüyor.
Rusya’ya 1 milyon triko
Rusya’dan alacağımız doğal gaz karşılığında Türk sanayicilerinin ürettikleri ürünler bu ülkeye verilecekti. Türkiye’den ne mal alacağını planlayan Ruslara, Arslanlı’nın trikoları da gösterilir. Ruslar ürünü beğenir. Onu da alınacaklar listesine yazarlar. Ve Arslanlı kendi markasıyla tam 1 milyon adet trikoyu Rusya’ya sevketmeyi başarır. Parasını da Türkiye’deki Eximbank’tan alır. Kaynar, “Rusya’yı kandırmadık” diyor ve devam ediyor: “İlk defa bir Türk malını Rusya’ya gönderen ve iyi referans veren bir şirket olduk. İnanın Rusya’da bizim malımıza devlet malı derlerdi. O kadar kaliteli mal gönderdik ki, Arslanlı dendiğinde halk devlet malı sanıyordu.”
2015’ten sonra fason üretim tarih olacak!
Çin’e karşı kotaların 2008 başında kalkacak olması tekstilcileri çok zorlayacağa benziyor. Murat Kaynar, bu konuda şunları aktarıyor: “Çin’de işçilik çok ucuz. Kayıt dışılık aşırı derecede. Oysa fason mal yaptığımız birçok Avrupalı şirket bizden çocuk işçileri çalıştırmama, kayıt dışı olmama garantisi istiyor ve çevreye duyarlı olma gibi birçok taleplerle üzerimize geliyor. Ama Çin’den buraya mal getiren firma kayıt dışı mal ürettiriyor. Biz bununla nasıl rekabet edeceğiz. Çıkış yolu katma değeri olan mallardan geçiyor. 2015’ten sonra fasonun Türkiye’de şansı yok.”
Sokakta alışveriş dönemi artık bitti
Murat Kaynar, Arslanlı olarak perakendeciliğe yöneldiklerini anlatıyor. Şu ana kadar 15 mağaza açmışlar. Bunu kısa sürede 50’ye çıkaracaklarmış. “Neden perakendecilik?” diye sorduğumda ise yılların üreticisi Kaynar, nasırına basmış gibi dertlenip konuşuyor: “Artık sokakta satış dönemi bitti. Eskiden çarşıya gidip sıra sıra dizilmiş dükkanlardan alışveriş yapılırdı. Çorabı bir yerden, pantolonu başka bir yerden alırdık. Bu anlayış tamamen bitmek üzere. Şimdi alışveriş merkezleri revaçta. Vatandaş oralardan alıyor. Artık her semtte birden fazla alışveriş merkezleri açıldı. Dolayısıyla cadde mağazacılığı bitti. Burada yurt dışındaki birçok organize olmuş mağazalar ve markalar da ülkemize geldi. Onlar da sokak yerine alışveriş merkezlerini tercih ettiler. Bütün bu şartlar Türkiye’de yepyeni bir anlayışı beraberinde getirdi. Artık bizler gibi ürün markası olmak yerine koleksiyon markası olma dönemi başladı. Şimdi bizde bu gayret içinde olacağız. Koleksiyonu oluşturmak öyle kolay değil. Zaman ve ekiple olabilecek bir şey bu. Koleksiyonla birlikte kendi perakende noktalarımızdan satışlarımıza hız vereceğiz. Geldiğimiz nokta, ürettiğin ürünü marka yapıp koleksiyon oluşturma ve bunu da perakendeciliğe girerek satmaktan geçiyor. Yılların üreticileri olarak perakendeciliğe girmek zor olsa da bunu başaracak güçteyiz.”
Fasonculuktan koleksiyonculuğa
Arslanlı’nın sahibi Murat Kaynar, yabancıların koleksiyon mağazacılığında çok deneyimli olduklarını anlatarak şunları söylüyor: “Biz Türkler ise çok güzel ürün yapıyoruz. Ürünü iyi yorumluyoruz ama koleksiyonu yorumlamak ayrı bir sanat. Bunları da yeni yeni öğrenmeye başlıyoruz. Bu anlamda haddimizi bilmemiz gerekir. Çünkü geldiğimiz noktada alışverişte geçerli olan kültür bu şekilde değişim gösterdi. Alışveriş merkezleri artık marka ve ona ait koleksiyonu alıyor. Toplama mal almıyor. Düne kadar fasoncuyduk. Haddimizi bilmeliyiz. Doğum sancılarını yaşayarak koleksiyon yorumlamayı da öğreneceğiz. Ben bunu dostane itiraf ediyorum. Ama birçok ürün markamız daha yeni yeni koleksiyon markası olma dönemine girdiler. Yabancının 50 yıllık deneyimiyle bugünün tecrübesi bir değil. Ama başarılı olacağız. Çünkü tek çıkışımız bu.”