2007-08-22 19:28:36 - Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Finansal Piyasalar Raporunda, global ekonomik ve finansal çerçeveye bakıldığında, 2006 yılında da, son beş yıldır süren güçlü büyüme eğiliminin devam ettiğinin görüldüğü belirtilerek, "Ancak, son dönemde özellikle ABD emlak piyasasındaki gelişmeler, küresel ölçekte beklentilerin bozulmasına ve oynaklığın artmasına neden olmuş, finansal piyasaların içinde bulunduğu bu konjonktürün yanı sıra Ortadoğu bölgesine yönelik jeo-politik risklerin devam etmesi, genel hatlarıyla risklerin arttığı bir döneme girildiğine işaret etmektedir" denildi.
BDDK'nın üç ayda bir yayımladığı ve Mart 2007 verileriyle hazırlanan beşinci "Finansal Piyasalar Raporu"nda, Türkiye ekonomisinde, özellikle yurt içi talepteki daralma ile 2006 yılının ikinci yarısından itibaren büyüme hızının nispi olarak yavaşladığına dikkat çekilerek, bu dönemde devam eden yüksek dış talebin üretim artışının sürmesini sağladığı, talep unsurlarındaki yavaşlama eğiliminin, toplam bireysel krediler tutarında da kendisini gösterdiği bildirildi.
Büyüme eğilimi sürdü
Toplam üretim artışına ve yurt içi ekonomik aktiviteye ilişkin bekleyişlere de paralel olarak kredi hacmindeki genişlemenin de devam ettiği belirtilen raporda, şu bilgiler verildi:
"Türk finansal sistemine genel olarak bakıldığında, büyüme eğiliminin Mart 2007'de de sürdüğü görülmektedir. Mart 2007 itibarıyla, finansal sistemin toplam aktif büyüklüğü, bir önceki yıl sonuna göre yüzde 5 büyüyerek 592,6 milyar YTL seviyesine ulaşmıştır.
Türk finansal sistemi içerisinde en yüksek paya sahip olan bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü aynı dönemde yüzde 3,2 oranında artarak 515,3 milyar YTL olarak gerçekleşmiştir. Finansal sektörün aktif büyüklüğünün GSYİH'ye oranı yüzde 99 düzeyinde iken, bankacılık sektörü aktiflerinin GSYİH'ye oranı yüzde 86,1 seviyesindedir. Diğer taraftan finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri ve tüketici finansmanı şirketleri aktiflerinin GSYİH'ye oranı ise yüzde 3,3 düzeyindedir.
Bankacılık sektörüne ilişkin finansal sağlamlık göstergeleri, sektörün yüksek oranlı sermayeye sahip olarak yasal limitlerin oldukça üzerinde sermaye yeterliliği rasyosuyla çalıştığını ve serbest sermayesini artırdığını göstermektedir. Karlılık göstergelerindeki olumlu seyir Mart 2007'de de devam etmiş, kar eden 44 bankanın, sektörün toplam aktifleri içindeki payı yüzde 99'un üzerinde gerçekleşmiştir. Bankacılık sektörünün genelinde toplam işletme giderlerinin toplam gelirlere oranının düşmesi, verimlilik açısından olumlu bulunmaktadır. Bankacılık sektörünün bilanço yapısı Mart 2007 itibarıyla incelendiğinde toplam aktiflerin 515,2 milyar YTL'ye yükseldiği ve kredi hacminin 230,4 milyar YTL'ye ulaşarak, bilanço içindeki payının yüzde 44,7'ye yükseldiği görülmektedir."
Son 1 yılda bankacılık net karı yüzde 24.6 arttı
Raporda, finansal aracılık fonksiyonunun daha etkili olarak yerine getirilmesi sonucunda mevduatın krediye dönüşüm oranının yılın ilk çeyreğinde yüzde 72,1 düzeyine yükseldiği belirtilerek, yılın ilk çeyreğinde bankacılık sektörünün, Türk parası cinsi kaynakların toplam pasifler içerisindeki payının, 2007 Mart ayı itibarıyla yüzde 63, yabancı para kaynakları payının ise yüzde 37 olarak gerçekleştiği kaydedildi.
Söz konusu dönem itibarıyla toplam mevduat hacminin yüzde 4 artarak 319,5 milyar YTL'ye, ayrıca, 2006 Mart-2007 Mart döneminde bankacılık sektörünün toplam net karının yüzde 24,6 artarak 3,4 milyar YTL'ye ulaştığının da ifade edildiği raporda, şöyle denildi:
"Aralık 2006 döneminde yüzde 21,9 olarak gerçekleşen sermaye yeterlilik rasyosu, Mart 2007 dönemi itibarıyla yüzde 22,2 olarak gerçekleşmiştir.
Türk Bankacılık Sektörü, günümüzün küresel piyasalarında çeşitli risklere maruz faaliyet göstermektedir. Ancak özellikle risk kültürünün yaygınlaştırılması ve derinleştirilmesiyle birlikte bankacılık sektöründe risk yönetim kabiliyetinin arttığı ve karşı karşıya kalınan risklerin yönetilebilir düzeyde olduğu görülmektedir.
Risklerin yönetimi, bankacılık sektörünün ve gözetim otoritesinin sektörü ve çevre koşullarını etkin izlemesiyle sürdürülebilecektir. Tüm süreç içerisinde bankacılık sektörünün kendi iç değerlendirmesini gerçekleştirebiliyor olması ayrıca önem arz etmektedir."