2007-06-26 20:29:12 - İSTANBUL - Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı Ahmet Ertürk, Türkiye'nin bankacılık krizi alanında bütün dünyaya örnek olacak bir laboratuvar değerine haiz bulunduğunu bildirdi.
TMSF'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen Uluslararası Mevduat Sigortacıları Birliği (IADI) Bölgelerarası Konferansı'nın açılışında konuşan Ertürk, IADI'nin birinci bölgelerarası konferansının; farklı sistemlere ilişkin deneyimlerin paylaşılması suretiyle -başta mevduat sigortacılığında yeni açılımlar yapmakta olan Türkiye olmak üzere- tüm IADI üye kuruluşlarına önemli katkılar sağlayacağına inandığını belirtti. Ertürk, "Özellikle, yakın geçmişinde bankacılık krizi yaşamış olan Türkiye'nin, kriz yönetimi ve banka çözümleme konusundaki deneyimlerinin katılımcılara farklı yaklaşımlar kazandıracağını düşünüyorum" dedi.
Ertürk, konuşmasında Türkiye'deki mevduat sigortacılığının tarihçesinden bahsederek, Türkiye'de mevduatın koruma altına alınmasına 1933 yılında başlandığını ve çeşitli aşamalardan sonra 1983 yılında Merkez Bankası bünyesinde TMSF kurulduğunu, TMSF'nin kuruluşu ile birlikte mevduat güvencesinde sigorta anlayışı benimsendiğini ve 2000-2003 yılları arasında BDDK tarafından idare ve temsil edilen TMSF'nin, 2004 yıl başından itibaren ise özerk bir yapıya kavuştuğunu anlattı.
TMSF'nin, ilk kurulduğunda amacının bankalardaki tasarruf mevduatını sigorta etmek olduğunu dile getiren Ertürk, 1994 ekonomik krizi sonrasında faaliyet izni kaldırılan bankaların çözümlemesi görevini de üstlendiğini ve bu kapsamda, 1994 krizi sonrasında 3 adet, 2000'li yılların başında yaşanan ekonomik kriz sonrasında ise 23 adet olmak üzere toplam 26 bankayı çözümlediğini belirtti.
"Bankacılıkta risklere karşı dayanıklı bir yapı kurabilme potansiyeli elde edildi"
Ertürk, "Türkiye, bankacılık krizi alanında bütün dünyaya örnek olacak bir laboratuvar değerini haiz bulunmaktadır. Geçmişte bankacılık alanında yapılabilecek bütün hataları yaptığı için Türkiye, artık daha güçlü, iyi işleyen, risklere karşı dayanıklı bir yapı kurabilme potansiyelini elde etmiştir" dedi.
Ertürk, geçmişte yaşanan zaafları da "Bankacılık otoritesinin siyasi etkilere açık, hatta siyasilerin kontrolünde, zayıf, inisiyatif kullanamayan sorumluluklarından kaçınan bürokratik organlar tarafından yürütülmesi, gözetim, denetim, düzenleme fonksiyonlarının sağlıklı biçimde işlememesi, mevduat sigortasında yüzde yüz devlet güvencesinin gözetim ve denetim eksikliğiyle birleşmesinin yüksek ahlaki rizikoya etkisinin göz ardı edilmesi, bankacılık sisteminin politikacılar tarafından kullanılması" şeklinde sıraladı.
Yaşanan krizlerle birlikte bankaların yeniden yapılandırma ve çözümleme sürecinin son derece sıkıntılı geçtiğini ve bu sürecin kamuya maliyetinin tahmin edilenin de üzerinde gerçekleştiğini anlatan Ertürk, "Bunda, 1994 yılında sistemik krizin önlenmesini teminen mevduata getirilen tam güvence uygulaması ve bu güvencenin pasif güvencesine dönüştürülerek yaklaşık on yıllık bir dönem boyunca sürdürülmesinin de büyük etkisi olmuştur. Mevduata tam güvence verilmesi ahlaki tehlikeyi de gündeme getirmiş, bu uygulama hem bankalar hem de mevduat sahipleri tarafından kötüye kullanılmıştır" dedi.
Ertürk, o dönemde TMSF olarak bir yandan fona devredilen bankaların çözümlenmesi için çalışılırken, bir yandan da bu bankaların eski sahiplerinden devralınan hakların, mümkün olan en kısa sürede ve azami getiriyle elden çıkarılması için çaba sarf edildiğini ifade ederek, şunları kaydetti:
"2003 yılı sonunda yürürlüğe giren kanunla TMSF özerk bir yapıya kavuşturulmuş ve tahsilatın hızlandırılması için yeni yetkiler verilmiştir. TMSF, verilen yetkileri de kullanarak varlık satışı, hukuki takip ve hakim ortaklarla yapılan sözleşmeler vasıtasıyla tahsilat konusunda önemli mesafeler kat etmiştir.
Ancak bu süreçte, TMSF'nin asli fonksiyonu olan tasarruf mevduatının sigortalanması fonksiyonu, fon bankalarının çözümlenmesi ve fondaki aktiflerin elden çıkarılması çalışmaları nedeniyle arka planda kalmıştır. Dolayısıyla TMSF yapısı bir mevduat kurumu olmaktan ziyade, bir tahsilat kurumu veya aktif yönetim şirketi kimliğinin ön plana çıktığı bir yapı haline gelmiştir."
Yaşanan bankacılık krizinden sonra, Türkiye'de bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması ihtiyacı doğduğunu anlatan Ertürk, bu doğrultuda, bankacılık sektörünün denetim ve gözetimine ilişkin yetkilerin bağımsız bir kurum olarak faaliyete geçen BDDK'ya devredildiğini ve banka kurucularında aranan şartların, bankaların dahil olduğu risk grubuna kullandırılan kredilerde sınırlamaların, banka kaynaklarının istismarına yönelik yaptırımların, denetim ve risk yönetimi konusunda uluslararası standartlara uyum konularında çeşitli düzenlemelerin hayata geçirildiğini söyledi.
Ertürk, şöyle dedi:
"Bankacılık sektörü, son beş yıllık dönemde Türkiye ekonomisindeki olumlu gelişmeler ve alınan önlemler neticesinde kriz öncesi döneme göre çok daha sağlıklı bir yapıya kavuşmuştur. Buna ilaveten, dışa açılma ve AB'ye uyum sürecinde yaşanan gelişmelerin de etkisiyle yabancı sermayenin ilgi odağı haline gelmiştir.
Bu aşamadan sonra, biz de TMSF olarak, risk esaslı mevduat sigortacılığına ilişkin yeni fonksiyonların üstlenilmesi ve çözümleme faaliyetlerinde belirli bir aşamaya gelinmiş olması dikkate alınarak mevduat sigortacılığı faaliyetlerine odaklanmış durumdayız."
Bankacılıkta küresel etkileşim
Ertürk, günümüzde, bankacılıkta sınır ötesi faaliyetlerin artmasının ve bankaların küresel boyutta faaliyet göstermesinin bir bankada veya ülkede yaşanan krizin diğer ülkelerin bankacılık sistemini ve finansal istikrarını etkileme olasılığını artırdığını vurgulayarak, bu durumun mevduat sigortacılığının finansal istikrara yönelik fonksiyonuna uluslararası bir boyut kazandırdığını ve mevduat sigortacılığı alanında dünyada, mevduat sigorta sistemlerinin fonlama mekanizmaları, risk esaslı fiyatlandırma ve rezerv modelleri, en etkin sigorta kapsamının belirlenmesi ve mudi bilgilendirilmesi gibi konular tartışıldığını ve bilgi alışverişine konu olduğunu belirtti.
TMSF'nin özerk hale gelmesiyle, banka otoritesiyle ilişkilerini sağlıklı, verimli hale getirmek, sektörde daha sağlıklı bir risk yönetiminin ve bankların risk profillerinin daha sağlıklı belirlenmesini sağlayacak verimli bir bilgi paylaşımı modelinin kurulmasını sağlamak gibi yeni bir mücadeleyle karşı karşıya kaldıklarını dile getiren Ertürk, şunları kaydetti:
"TMSF olarak, asli fonksiyonumuz olan mevduat sigortacılığının geliştirilmesi çerçevesinde, sigorta kapsamının değerlendirilmesi, optimum fon rezervi ve risk esaslı prim sistemine ilişkin çalışmalarımızı BDDK başta olmak üzere finansal güvenlik ağı aktörleri ile koordineli bir şekilde sürdürmekteyiz. Yaptığımız çalışmalarda, başta AB mevzuatı olmak üzere dünya uygulamalarını da dikkate almaktayız. Bu kapsamda, mevduat sigortacılığı konusunda uluslararası gelişmelerin takip edilmesi ve benzer kuruluşlarla ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla 2005 yılında Avrupa Mevduat Sigortacıları Forumu'na (EFDI) da üye olmuş bulunmaktayız."
Sabourin: Mevduat sigortacılığı yanlış anlaşıldı
IADI İcra Kurulu Başkanı ve Malezya Mevduat Sigortası Kurumu Başkanı Jean Pierre Sabourin ise mevduat sigortacılığının güçlü bir bankacılık sisteminin ön koşulları arasında kabul edildiğini belirterek, günümüzde ilerleme kaydedilmiş olsa bile mevduat sigortacılığının yanlış anlaşıldığını dile getirdi.
Sabourin, mevduat sigortacılığı sisteminde 2 önemli unsurdan birinin "bağımsızlık" olduğunu ifade ederek, kurumun siyasi etkilerden bağımsız olarak varlığını sürdürmesi gerekliğini söyledi.
İkinci önemli unsunun ise "uyumluluk" olduğunu, kamuoyu nezdinde güvenin tesis edilmesi gerektiğini kaydeden Sauborin, "Eğer kamuoyu ve toplum bizim oynadığımız rolü anlayamazsa başarılı olmamız söz konusu olamaz" dedi.
Ürdün Mevduat Sigortası Kurumu Genel Müdürü, MENA Bölge Komitesi Başkanı ve Konferans Koordinatörü Dr. Mohammed Al-Ja'fari de konferansın temasının "ülkelerin finansal istikrarının güçlendirilmesinde mevduat sigortacılığının rolü" olduğunu dile getirerek, işbirliği ve bilgi paylaşımının önemine değindi.
Al-Ja'fari, bölgesel ve bölgelerarası işbirliğinin ülkelerin yararına olduğunu, üye olmayan ülkeleri IADI'ya davet ettiğini ifade ederek, "Önemli olan değişik ülkelerin tecrübelerinden yararlanmaktır" dedi.