Bankacılık Suçları
Tarih: 8.09.2006 Saat: 10:17
Konu: Bankacılık


Kişilerin parası, yaşama hakkından 12 kat daha fazla koruma altında Hakim Dr. Uğur Yiğit, Bankacılık Yasası'nın ceza uygulamaları yönünden Anayasa'ya aykırı olduğunu söylüyor. TMSF ve BDDK'da da yöneticilerin yargılanmaması için her türlü önlemin alındığını savunan Yiğit, BDDK ile bankalar arasındaki ilişkinin de askeri hiyerarşinden bile sert olduğunu ifade ediyor.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok'un ardından Bankacılık Yasası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)  ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) yapılan ağır eleştiriler sürüyor. Geçen yılın sonlarında TBMM'den çıkarılan 5411 sayılı Bankacılık Yasası üzerinde çalışan ve "Bankacılık Suçları" adlı bir kitap yazan Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı'nda görevli Hâkim Dr. Uğur Yiğit, yasanın bir tepki yasası olduğunu ve olağanüstü dönemler için çıkarıldığını söyledi. Hukukta suç ve cezanın bir araç olduğunu ancak Bankacılık Kanunu'nda amaç haline geldiğini belirten Yiğit, olayın hâkim-savcı ve polise bırakıldığını, bunun "açık kalp ameliyatını pratisyen hekime emanet etmeye" benzediğini ifade etti. Yiğit, çalışmasıyla ilgili sorularımızı şöyle yanıtladı:

 

Çalışmanızda Bankacılık Yasası'ndaki suç ve cezaları neden eleştirdiniz?

Bankacılık Kanunu'nun piyasayı düzenlemek amacı var. Bu, birinci maddesinde yer alıyor. Hukukta ceza hükümleri de esas amaca hizmet etmek için getirilmiş bir araçtır, amaç olamaz. Benim 1 yıl önce başladığım çalışmada vardığım sonuç ise bu yasadaki ceza bir araç olma vasfını kaybetmiş, bir amaç haline dönüşmüş.

 

Neyi kastediyorsunuz?

Kanun bankacılık alanında düzen sağlamak içindir. Sağlıklı işlemesini sağlamak, kargaşayı önlemek için. Suç ve ceza, bu genel amaca hizmet eder. Oysa kanunda ceza miktarları çok fazla artırılmış. Cezaların unsurları belli değil. Cezada aslolan belirlilik ilkesidir, bu ilke kaybolmuş. Bütün maddi unsuru belirleme yetkisi kuruma bırakılmış. Bu, anayasaya aykırıdır. Diğer taraftan her düzende rol dağılımı, aktörler, yöneten ve yönetilenler vardır. Burada yöneten BDDK ve TMSF, yönetilenler bankalar ya da diğer finans kuruluşları. Bu kanun 4389 gibi bir tepki kanunu. Yöneten aktörlerin yetkileri olağanüstü derecede artırılmış ancak sorumluluğu daraltılmış, yok denecek duruma getirilmiş. Tam tersi, bankacılar kötü tecrübeler nedeniyle "tu-kaka" ilan edilmiş. Ceza tekniği açısından güvensiz bir ortam oluşmuş.

 

BDDK ile bankalar arasında nasıl bir ilişki kurulmuş?

BDDK ile bankalar arasındaki ilişkiye bakıldığı zaman askeri hiyerarşinin kat kat üzerinde bir ilişki var. Bankalarla ilişki 4 katı daha ağır. Okulda, askerde bir düzen vardır. Düzende birileri talimat verir, diğerleri de yapar. Bu talimata uyulmadığı durumda müeyyidesi vardır. Askerlikte Genelkurmay Başkanlığı'nın vereceği bir emir yapılmadığı takdirde alacağı ceza, ilk etapta 10 gündür. Bir kez daha emre uyulmazsa 6 aydan başlar. BDDK'nın vereceği karara uyulmaması halinde bankaların alacağı ceza 2 yıldan başlıyor. Suç ve ceza açısından bakıldığında askeri hiyerarşiden daha katı bir hiyerarşi var. Bankacılar tahminimce bu nedenle seslerini çıkaramıyor, eleştirilerini dile getiremiyorlar.

 

BDDK ve TMSF birer üst kurul. İtirazınız kurulların bağımsızlığına mı? 

BDDK ve TMSF'nin düzenleyici kurum olmasına itirazımız yok. Ancak yetki kadar sorumluluk da getirilmeli. Bu yetki kötüye kullanıldığı zaman müeyyidesi yok, yargıya çıkarılamıyor. Sistemde, herkesin sorumlu olması vardır. BDDK ve TMSF yöneticilerinin yargılanmaması için her türlü önlem alınmış. Mahkeme aşamasında hâkimin belirleyeceği suçun unsuru; BDDK ve TMSF yöneticileri için "yargılama izni" verilirken aranır hale gelmiş. BDDK üyeleri ve personelinin yargılanması izne tabi. Diğer kamu personeli gibi.

Ancak BDDK ve TMSF'de yargılama izninin verilmesi için çıkar sağlamak ve zarar vermek kastıyla hareket ederek bu işlemler sonucunda çıkar sağlamış olmaları hususunda açık ve yeterli emarelerin olması gerekir. Yani genel kasta değil özel kastla ve zarar doğması koşuluna bağlı olarak işlenebilen bir suç haline gelmiştir. İşin daha ilginç yanı ise özel kastı ve zararın varlığını mahkeme değil, izin veren makam (İlgili bakan N.K.) tespit edecektir. Diğer kamu görevlilerinde böyle bir şey yok. Yani mahkeme işlevi veriyor. Çünkü kast unsuru mahkemede incelenir.

 

Yasadaki cezalar nasıl?

Biz eski Türk Ceza Kanunu'nu "canı değil, malı koruyor" diye eleştiriyorduk. Bir insanın gözünü çıkartmak, gözlüğünü gasp etmekten daha az ceza getiriyordu. Cana yönelik eylemden daha fazla cezalandırıyordu. Yeni TCK ile düzeltildi. Genel hukuk sistemine bakıldığında iki izinsiz işlem var. Bir banka izinsiz bir işlem yapıyor, diğer tarafta da izinsiz ilaç üretilmiş. Cana zarar gelmiş. İzinsiz ilaç üretildiğinde cezada alt sınır 1 ay, diğerinde ise 1 yıl yani 12 katı.

 

Cezaların farklılaştırılmasının sonucu nedir? 

Suç ve ceza getirirken kötü olayları engellemek lazım. Yerli ve yabancı ayrımına da dikkat etmek lazım. Herkes kötü niyetli değildir. Yerlinin malına el konuldu, yabancının neyine el koyacaksınız? Her işin bir riski vardır. Fakat bir alandaki riski olağanüstü derecede artırırsanız insanlar işlem yapmaktan kaçabilir. Bankacılarla yaptığım görüşmelerde edindiğim izlenim; insanların kredi komitesine girmekten çekindiği yönünde. BDDK'nın yaptığı işlemlerin bir kısmı da Danıştay'da bozuldu. Bunu yapanların sorumluluğu gündeme gelmeli ama gelemiyor. Kamu hizmeti yürürken insanların yaptığı iş ve eylemlerin hesabını vermesi lazım. Bizim sistemimizde sadece cumhurbaşkanı sorumsuzdur. Yetkinin kullanımı kamu yararına mı, değil mi bunun hesabını vermek zorunda.

 

YARIN: Yiğit'ten bankacılık suçlarına hukuka uygun çözüm önerileri.  

 

'Bankacılık Suçları' kitabından

Bankanın itibarını sarsana, Meclis'in itibarını sarsandan fazla ceza veriliyor

Yiğit, 5411 sayılı yeni Bankacılık Kanunu'nda düzenlenen suç ve cezaları, hukuk sistemi içindeki diğer suç ve cezalarla karşılaştırdı. Yiğit'in 'Bankacılık Suçları' adlı çalışmasında yaptığı tespitler şöyle:

- Kişilerin parası, yaşama hakkı ve sağlığından 12 kat daha fazla koruma altına alınmıştır. Bir kişinin izinsiz ilaç üreterek veya eczacılık faaliyetinde bulunarak halkın canını ve sağlıklı yaşama hakkını elinden alabilecek nitelikteki eylemine 3 aydan başlayan hapis cezası. Aynı kişinin izinsiz bankacılık faaliyetinde bulunarak mevduat ve katılım fonu olarak halkın parasını alma eylemine 3 yıldan başlayan hapis cezası verilebiliyor.

- Bankanın parasını zimmete geçirmenin cezası devletin parasını zimmete geçirmekten daha ağırdır. Devlete ait zimmete geçirme suçunun cezasının alt sınırı 5 yıldan başlarken bankaya ait parayı zimmete geçirme suçunun cezasının alt sınırı 6 yıldan başlamaktadır. Diğer bir fark; devlete yönelik zimmet suçunda sadece hapis cezası verilirken bankaya yönelik suçta hapis cezasının yanında para cezası vardır. Ödenmediği takdirde hapse çevrilebilmektedir. Yani 6+3=9 yıla çıkabilmektedir.

- Bankanın itibarı, şöhreti veya servetine zarar verebilecek bir hususa kasten sebep olmanın cezası TBMM'yi alenen aşağılamanın cezasından yüzde 100 fazladır. Bankanın itibarını kırabilecek veya şöhretine ya da servetine zarar verebilecek bir hususa sebep olma ya da bu yolla asılsız haber yaymanın cezasının alt sınırı 1 yıl iken, cumhuriyet ve TBMM, İstiklal Marşı, Türklüğü, devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını aşağılamanın ceza alt sınırı 6 ay hapistir.

 

- Kurul ve kurumun bankalara yönelik istemlerine uymamanın cezası, bir askerin komutanından aldığı emri yerine getirmemesinden daha ağırdır. Emri yerine getirmeyen bir askere 10 günden 2 aya kadar oda ve göz hapsi, ikinci kez yerine getirmemesinde -adli suç- 3 aydan 2 seneye kadar hapis cezası var. Kurul ve kurumca alınması istenen önlemleri almayarak bankacılık düzenine aykırı davranan görevli banka mensuplarına 2 yıldan 4 yıla kadar hapis veriliyor.

 

- Bankacılık Kanunu'nda düzenlenmiş bu hükümlerin yürürlükteki mevzuata göre durduğu yerin koordinatlarına bakıldığında anayasal hukuk düzeninin önem ve öncelik sırası altüst edilmiş, kurum, kurul ve banka, devlet ve kurumlardan üstün bir konuma getirildiği görülmektedir. Bu hükümlere göre "devlet içinde (ve üstünde) devlet olma" deyimi ile nitelendirilebilir.

 

YARIN: BDDK'ya eleştiriler ve yapılması gerekenler

 

Bankacılık ahlakını bozanlara karşı her türlü yetki kullanılır

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok'un önceki gün BDDK ve TMSF'ye "Nazi" suçlaması yöneltmesine yanıt veren BDDK Başkanı Tevfik Bilgin, "Bankacılık ahlakını bozanlara karşı her türlü yetki kullanılır" dedi. Önceki akşam 2006-2007 yeni yargı yılı resepsiyonuna katılan Bilgin, anayasa gereği idarenin her türlü eyleminin yargı denetimine tabi olduğunu belirterek "İdare tüm eylemlerini kanunlardan aldığı yetkilerle gerçekleştirir. BDDK ve TMSF'nin  aldığı kararlar da yasalar doğrultusunda alınır" dedi. BDDK ve TMSF'nin aldığı kararların Anayasa Mahkemesi'nin denetimine tabi olduğunu belirten Bilgin, "Önemli görevleri yerine getiren kurumların muhtelif benzetmelerle motivasyonu olumsuz yönde etkilememesi gerekir" diye konuştu. Bilgin, "BDDK adalet dağıtmıyor. Bizim görevimiz tespit yapmaktır. Son karar mercii yargıdır. Bir dönem olmayan sermayeleri artıranlar, olmayan kredileri dağıtanlar, off-shore gibi bankacılık terimlerini literatüre sokanlar ve bankacılık ahlakını bozanlara karşı her türlü yetki kullanılır" dedi. (ANKA)

Neşe Karanfil







Bu haberin geldigi yer: Bankaciyiz Biz
http://www.bankaciyiz.biz

Bu haber için adres:
http://www.bankaciyiz.biz/article1494.html